1 Mayıs 2025 Perşembe

Çevrimiçi Öğrenmede NLP Tekniklerinin Kullanımı

 

Çevrimiçi Öğrenmede NLP Tekniklerinin Kullanımı: Odaklanma, Anlama ve Başarı İçin Yollar

Çevrimiçi dersler veya kurslar, eşsiz bir esneklik sunsa da, dijital dünyanın sürekli dikkat dağıtıcı unsurları, ekran yorgunluğu ve yüz yüze etkileşim eksikliğinin getirdiği zorluklarla doludur. Ancak, Nöro-Linguistik Programlama (NLP) tekniklerini çalışma alışkanlıklarınıza dahil ederek, bu sorunlarla başa çıkma, öğrenme materyaliyle derinlemesine etkileşim kurma ve öğrenme hedeflerinize ulaşma şeklinizi dönüştürebilirsiniz. İşte bunu nasıl yapacağınıza dair bazı yollar:

1. Sabitleme ve Görsel İpuçlarıyla Odaklanmayı Güçlendirin:

Çevrimiçi çalışırken, bir web sitesi sekmesinin değişmesi veya sürekli bildirimlerin belirmesiyle dikkatinizin dağılması oldukça kolaydır. Mantıklı ilk adım sekmeleri kapatmak veya bildirimleri susturmak olabilir. Ancak bu her zaman mümkün olmayabilir. Bazen, yaptığınız iş bu sekmelerin açık kalmasını gerektirebilir ve çevrimiçi derslerinizin dışındaki hayatınız nedeniyle bildirimlerinizi açık tutmanız gerekebilir. Dikkat dağıtıcı unsurlarla pasif bir şekilde mücadele etmek yerine, beyninize çalışma moduna geçmesi için bir sinyal gönderen bir çapa (belirli bir fiziksel hareket veya zihinsel bir imge) oluşturun.

Örnek: Çapa noktanız, kendinizi lazer keskinliğinde odaklanmış bir halde canlı bir şekilde hayal ederken parmak uçlarınızı birbirine bastırmak olabilir. Derse başlamadan önce bu hareketi yapın. Daha sonra, dikkatinizin dağıldığını hissettiğinizde, çapa noktanızı tetikleyerek zihninizi hızla yeniden odaklayın.

Bu yöntem, dikkat dağıtıcı unsurları sadece ortadan kaldırmanın ötesine geçer; beyninizi aktif olarak materyalle yeniden etkileşim kurmaya şartlandırır.



2. Çevrimiçi Dikkat Dağıtıcı Unsurları Büyüme Fırsatlarına Dönüştürün:

Tüm sekmelerinizi kapatıp bildirimlerinizi susturarak çevrimiçi oturumlarınıza odaklanmanız muhtemeldir. Ancak asıl önemli nokta şudur: Bu dikkat dağıtıcı unsurlardan kurtulmak, onlara karşı temel tepkinizi değiştirmez.

Örnek: Serbest yazarlığa başladığımda, genellikle sessiz evimde çalışırdım. Bildirimlerimi kapatır, telefonumu uzağa koyar ve yalnızca ihtiyacım olan sekmeleri kullanırdım. Bu sayede oldukça üretkendim. Ancak bir gün yaşanan büyük bir elektrik kesintisi nedeniyle, ben de dahil olmak üzere bölgedeki herkes çalışmak için halka açık bir kafeye gitmek zorunda kaldı. Açıkçası, ortam gürültülüydü. Benim bildirimlerim kapalı olsa da başkalarınınki açıktı. Ben konuşmamama rağmen etrafımdaki insanlar ara sıra konuşuyordu. Ve bu dikkat dağıtıcı unsurlar arasında çalışmanın bir yolunu bulmam gerekti. Bana yardımcı olan şey, bu dikkat dağıtıcı unsurları amaçlı mikro molalar olarak yeniden çerçevelemek oldu.

Dikkat dağıtıcı bir şey olduğunda (örneğin, bir mesaj belirdiğinde), bunu bir kesinti olarak değil, geri çekilip nefes alma anı olarak yorumlayın. Kesintiyi bir "sıfırlama duraklaması" olarak etiketleyerek, daha hızlı odaklanmanızı sağlayan daha dirençli ve esnek bir zihniyet geliştirirsiniz.

3. NLP Hedef Belirleme Teknikleriyle Net Hedefler Oluşturun:

Birçok çevrimiçi kurs, bunaltıcı gelebilecek ve ertelemeye yol açabilecek belirsiz son tarihler ve geniş kapsamlı kilometre taşları içerir. Bunu önlemek için NLP hedef belirleme tekniklerini şu şekilde kullanabilirsiniz:

  • Bir modüle başlamadan önce, o günkü oturumunuzun sonunda ulaşmak istediğiniz net bir hedef belirleyin ve bunu yazın.
  • Bu hedefi detaylı bir şekilde zihninizde canlandırın ve başardığınızda nasıl görüneceğini birkaç dakika düşünün.

Örnek: Şu anda bir JavaScript kursu alıyorum ve çalıştığım modül DOM manipülasyonu. Başlangıçta bu karmaşık geldi, ancak bu modüle başlamadan önce ilk gün için bir hedef belirledim: Öğelerin HTML içeriğini değiştirmek. Ardından, kendimi tam olarak bunu yaparken hayal ettim: HTML belgesindeki bir paragrafın içeriğini ayarlamak veya bir resmi farklı bir resimle değiştirmek için JavaScript kullanmak.

Bu yöntem, yolda kalmama ve soyut görevleri somut, yönetilebilir eylemlere dönüştürmeme yardımcı oldu; bu da ilerlememi, sıradan bir kontrol listesi yaklaşımının çok ötesine taşıdı.

4. Sanal İletişimi ve İşbirliğini Geliştirin:

Çevrimiçi öğrenme bazen etkileşimleri steril ve kişisel olmayan bir his verebilir. Konuştuğunuz kişiyle fiziksel olarak aynı ortamda olmadığınız için, görüntülü görüşmeler yapıyor olsanız bile tonu, beden dilini ve dolaylı ipuçlarını anlamak zor olabilir. Ancak yansıtma ve hız ayarlama gibi NLP teknikleri, çevrimiçi ortamda akranlarınız ve eğitmenlerinizle olan etkileşiminizi iyileştirebilir.

Örnek: Grup tartışmalarında (hem görüntülü görüşmelerde hem de yazılı sohbetlerde), konuştuğunuz kişinin kelimelerinin veya jestlerinin hızına ve enerjisine bilinçli olarak dikkat edin ve ardından buna uyum sağlamaya çalışın.

Bu ince senkronizasyon, uyumu güçlendirir ve sanal işbirliklerinizi daha ilgi çekici ve üretken hale getirir.

5. Öğrenmeleri Parçalama ve Desen Tanıma Yoluyla Organize Edin:

Geleneksel not alma yöntemi, sınav zamanı geldiğinde yönetilmesi neredeyse imkansız hale gelen uzun ve karmaşık listelere yol açabilir. NLP, karmaşık bilgileri beyninizin doğal olarak verileri nasıl işlediğini yansıtan sindirilebilir segmentlere (veya yığınlara) ayırmak gibi bir alternatif sunar.

Bir dersi tekrar ederken veya ders materyallerini okurken şunları yapmaya çalışın:

  • Temel fikirleri belirleyin: Konunun özünü yansıtan temel kavramları ve terimleri vurgulayın.
  • İlgili kavramları gruplandırın: İlgili fikirleri bir arada tutmak için tanımlar, örnekler ve uygulamalar gibi tematik kümeler oluşturun.
  • Dijital kartlar veya belgeler oluşturun: Her kümeyi ayrı bir dijital nota veya bilgi kartına yazın. Bu sadece tekrarı kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda beyninizin tekrar eden kalıpları tanımasına yardımcı olarak daha iyi kavrama ve uzun vadeli hatırlama sağlar.

Uzun notları tekrar tekrar okumak yerine, konular arasında hızla gezinebileceğiniz ve bunların nasıl birbiriyle bağlantılı olduğunu görebileceğiniz düzenli bir sisteme sahip olacaksınız.

6. Sınavlara Geleceğin Ritmini Kullanarak Hazırlanın (Future Pacing):

Sınavlara hazırlanmak stresli olabilir ve geleneksel çalışma yöntemleri, iyi performans göstermek için ihtiyaç duyduğunuz güveni oluşturmada yetersiz kalabilir. Future pacing, sınav sürecini ayrıntılı ve adım adım zihinsel olarak prova ettiğiniz bir NLP tekniğidir. İşte nasıl yapılacağı:

  • Tüm süreci zihninizde canlandırın: Sınav odasına girdiğiniz andan itibaren, kağıdı inceleyerek ilerleyin ve cevaplarınızı güvenle teslim ederek bitirin.
  • Duyusal ayrıntıları ekleyin: Odanın düzenini (bu yatak odanız veya ev ofisiniz olabilir), saatin tik tak sesini ve hatta elinizdeki kalemin hissini hayal edin.
  • Olumlu duyguları birleştirin: Her adımı prova ederken, iyi hazırlanmış bir zihnin sakinliğini ve kendine güvenini bilinçli olarak hissedin.

Sınavı önceden zihinsel olarak "yaşayarak", zihninizi baskı altında sakin ve etkili bir şekilde yanıt verecek şekilde programlayabilirsiniz; bu, pasif tekrar yöntemlerinden çok daha etkilidir.

7. Meta Model ile Anlayışınızı Derinleştirin:

Genel ifadeler içeren çevrimiçi kurslar, karmaşık konular hakkında yüzeysel bir anlayışla kalmanıza neden olabilir. NLP meta modeli, ders materyallerinizde kullanılan dili sorgulamanızı ve incelemenizi sağlayarak netliğinizi artırır, böylece altta yatan varsayımları ve daha derin anlamları ortaya çıkarır.

Çalışırken:

  • "Bu iddiayı destekleyen kanıtlar nelerdir?" veya "Bu terim bu bağlamda tam olarak ne anlama geliyor?" gibi hedefli sorular sorun.
  • Kavramı netleştiren belirli örnekler veya karşıt görüşler arayarak belirsiz ifadelere meydan okuyun.
  • Karmaşık tanımları daha basit parçalara ayırın ve devam etmeden önce her bir bileşeni anladığınızdan emin olun.

Bu aktif katılım yöntemi, yüzeysel anlamanın ötesine geçmenizi sağlayarak, konuya ilişkin daha zengin ve daha doğru bir kavrayışa ulaşmanızı sağlar.

8. Duyusal Keskinlik Teknikleriyle Hafızanızı Güçlendirin:

Bir zamanlar okuduğuma göre, çalışırken aynı aromalı sakızı çiğnemek sınavları geçmenize yardımcı olabilirmiş. Buradaki fikir, beynin aromayı öğrendiğiniz bilgiyle ilişkilendirmesi ve bunun da hafızayı canlandırmaya yardımcı olabilmesidir; tıpkı çalışırken dinlediğiniz aynı melodiyi mırıldanmanın sınav sırasında hafızanızı tetikleyebilmesi gibi (bu benim için işe yaradı!). NLP'deki duyusal keskinlik tekniği tam olarak budur: Daha canlı ve akılda kalıcı bir öğrenme deneyimi yaratmak için birden fazla duyuyu harekete geçirmenizi teşvik eder.

Örneğin şunları yapabilirsiniz:

  • Çevrenizi gözlemleyin: Ekranınızdaki renkleri, masanızın dokusunu veya çalışma alanınızdaki arka plan seslerini fark edin.
  • Duyusal ayrıntıları temel kavramlara bağlayın: Belirli bir rengi veya dokuyu bir kavram veya formülle ilişkilendirin. Bu, örneğin tutku veya enerji hakkında önemli bir noktayı hatırladığınızda kırmızı rengi görselleştirmek anlamına gelebilir.
  • Kısa bir duyusal yansımaya katılın: Bir bölümü gözden geçirdikten sonra, materyalle bağlantılı duyusal ayrıntıları zihinsel olarak tekrar etmek için bir dakika ayırın.

3 Nisan 2025 Perşembe

Algoritma Nedir? Günlük Hayatta Nasıl Kullanıyoruz?

 

Algoritma Nedir?

Algoritma, belirli bir sorunu çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için izlenen adımlar veya kurallar dizisidir. Basitçe, bir işi yapmak için takip edilen yol haritası da denebilir. Bilgisayar biliminin temelini oluştursalarda günlük hayatımızın birçok alanında karşımıza çıkar.




Algoritmaların Günlük Hayatta Kullanımı

Günlük yaşamda algoritmalar, birçok aktivitede karşımıza çıkar. Sabah kalktığımızda kahve hazırlamaktan işe giderken navigasyon uygulamalarını kullanmaya kadar birçok alanda algoritmalarla etkileşim halindeyiz. Öne çıkan bazı örnekler:

  • Yemek Tarifleri: Bir yemek tarifi, belirli bir yemeği hazırlamak için izlenmesi gereken adımları içeren bir algoritmadır.
  • Navigasyon Uygulamaları: Bu uygulamalar, en kısa veya en hızlı rotayı bulmak için algoritmalar kullanır.
  • Arama Motorları: Arama motorları, sorgularımıza en uygun sonuçları getirmek için karmaşık algoritmalar kullanır.
  • Sosyal Medya: Sosyal medya platformları, ilgi alanlarımıza göre içerik göstermek için algoritmalarla çalışır.

Sosyal Yaşam ve Algoritma

Sosyal medya platformları, arkadaş önerileri, gönderi sıralaması ve reklam hedeflemesi gibi birçok alanda algoritmalar kullanır. Bu algoritmalar, sosyal etkileşimlerimizi ve bilgi akışımızı önemli ölçüde etkiler:

  • Algoritmalar, hangi içerikleri göreceğimizi belirleyerek bilgiye erişimimizi şekillendirir.
  • Sosyal medya algoritmaları, kutuplaşmaya ve yankı odası etkisine katkıda bulunabilir.
  • Reklam hedeflemesi yoluyla tüketim alışkanlıklarımızı etkileyebilir.

İnsan Davranışı ve Algoritma

Algoritmalar, insan davranışlarını analiz ederek tahminlerde bulunabilir ve hatta davranışlarımızı etkileyebilir. Özellikle pazarlama, reklam ve siyaset gibi alanlarda algoritmaların etkisi giderek artmaktadır:

  • Çevrimiçi davranışlarımızı analiz ederek kişiselleştirilmiş reklamlar gösterebilir.
  • Hangi haberleri ve bilgileri göreceğimizi belirleyerek siyasi görüşlerimizi etkileyebilir.
  • E-ticaret sitelerinde, aradığımız ürünlerle ilgili öneriler algoritmalarla yapılır.

İnsan Psikolojisi ve Algoritma

Algoritmaların insan psikolojisi üzerindeki etkileri henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Ancak, bazı araştırmalar algoritmaların karar verme süreçlerimizi, duygularımızı ve hatta kimlik algımızı etkileyebileceğini göstermektedir:

  • Algoritmalar, karar verme süreçlerimizi basitleştirerek bilişsel önyargılara yol açabilir.
  • Sosyal medya algoritmaları, sürekli karşılaştırma ve onay arayışı yoluyla özgüvenimizi etkileyebilir.
  • Kişiselleştirilmiş içeriklerle kimlik algımızı şekillendirebilir.

Sosyal Olaylar ve Algoritma

Sosyal olayların analizinde ve tahmininde algoritmalar giderek daha fazla kullanılmaktadır. Büyük veri analizi ve yapay zeka alanındaki gelişmeler, algoritmaların sosyal olayları anlama ve tahmin etme yeteneklerini artırmaktadır:

  • Sosyal medya verilerini analiz ederek toplumsal eğilimleri ve duyarlılıkları tespit edebilir.
  • Seçim sonuçlarını tahmin etmek veya suç oranlarını analiz etmek gibi amaçlarla kullanılabilir.
  • Sosyal olayların karmaşıklığını anlamamıza ve daha iyi kararlar almamıza yardımcı olabilir.

Suç ve Algoritma

Algoritmalar, suç önleme ve soruşturma süreçlerinde de kullanılmaktadır. Özellikle yüz tanıma sistemleri, suçlu profili oluşturma ve suç haritalama gibi alanlarda algoritmaların kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır:

  • Yüz tanıma sistemleri, suçluları tespit etmek veya kayıp kişileri bulmak için kullanılabilir.
  • Suç verilerini analiz ederek suç oranlarını tahmin edebilir ve suç önleme stratejileri geliştirebilir.
  • Ancak, algoritmaların suçla mücadelede kullanımı, etik ve gizlilik konularında tartışmalara yol açmaktadır.


Özetle, algoritmalar, modern toplumun vazgeçilmez bir parçasıdır. Günlük yaşamdan sosyal olaylara kadar geniş bir yelpazede etkili olan algoritmalar, insan davranışlarını anlamamızda ve çeşitli problemleri çözmemizde büyük bir rol oynamaktadır. Ancak, algoritmaların kullanımının getirdiği potansiyel risklerin ve etik sorunların da farkında olmamız gerekmektedir. Algoritmaların şeffaf, adil ve sorumlu bir şekilde kullanılması, toplumun yararına olacaktır.

8 Mart 2025 Cumartesi

Ringelmann Etkisi

 Ringelmann etkisi, bir gruptaki birey sayısının artmasıyla birlikte, bireylerin gruba katkılarının azalması durumunu ifade eder. Bu etki, 1913 yılında Fransız tarım mühendisi Max Ringelmann tarafından yapılan bir deneyle ortaya çıkarılmıştır.



Deney ve Bulgular:

Ringelmann, deneyinde katılımcılardan bir ipi çekmelerini istemiştir. Katılımcılar önce tek başlarına, sonra da farklı büyüklükteki gruplar halinde ipi çekmişlerdir. Sonuçlar, grup büyüklüğü arttıkça, bireylerin ipi çekme gücünün azaldığını göstermiştir. Örneğin, tek başına ipi çeken bir kişi 100 birim güç uygularken, 8 kişilik bir grupta bu güç kişi başına 49 birime düşmüştür.

Etkinin Nedenleri:

Ringelmann etkisinin birkaç olası nedeni vardır:

  • Sosyal kaytarma (social loafing): Bireyler, grup içinde kendi katkılarının fark edilmeyeceğini veya değerlendirilmeyeceğini düşündüklerinde, daha az çaba gösterme eğilimindedirler.
  • Koordinasyon kaybı: Grup büyüdükçe, bireylerin eylemlerini koordine etmek zorlaşır ve bu da verimliliği düşürür.
  • Motivasyon kaybı: Bireyler, grup içinde kendi rollerinin belirsiz olduğunu veya katkılarının önemsiz olduğunu düşündüklerinde, motivasyonlarını kaybedebilirler.

Etkinin Sonuçları:

Ringelmann etkisi, özellikle takım çalışmaları ve grup projeleri gibi durumlarda verimliliği düşürebilir. Bu nedenle, grup liderlerinin ve yöneticilerinin bu etkinin farkında olmaları ve önleyici tedbirler almaları önemlidir.

Önleyici Tedbirler:

  • Bireysel sorumlulukların belirlenmesi: Her bireyin gruba yapacağı katkının net bir şekilde belirlenmesi, sosyal kaytarmayı önleyebilir.
  • Net hedeflerin belirlenmesi: Grup üyelerinin ortak bir hedefe odaklanmaları, motivasyonlarını artırabilir.
  • Etkili iletişim ve koordinasyon: Grup üyeleri arasında açık ve düzenli iletişim, koordinasyon sorunlarını çözebilir.
  • Geri bildirim ve değerlendirme: Bireylerin performanslarının düzenli olarak değerlendirilmesi ve geri bildirim verilmesi, motivasyonu artırabilir.

Ringelmann etkisi, grup dinamiklerinin ve insan davranışlarının karmaşıklığını gösteren önemli bir kavramdır. Bu etkinin farkında olmak, grup çalışmalarının ve takım performansının iyileştirilmesine yardımcı olabilir.

6 Şubat 2025 Perşembe

Mutluluk Nedir?

Mutluluk Nedir?


Şüpesisz ki herkes iin aynı anlamı taşımamaktadır.

Mutluluk, neşe, tatmin, memnuniyet ve doyum hisleriyle karakterize edilen duygusal bir durumdur. Mutluluğun anlamı kişiden kişiye değişebilir, ancak genellikle olumlu duygular ve yaşam doyumu içerdiği şeklinde tanımlanır. Mutluluğun iki temel bileşeni vardır: duyguların dengesi ve yaşam memnuniyeti. Mutlu insanlar genellikle olumsuzdan daha çok olumlu duygu deneyimlerler ve hayatlarından memnundurlar.



Mutluluğun birçok işareti vardır, ancak bazı temel belirtileri şunlardır:

  • İstediğiniz hayatı yaşadığınızı hissetmek
  • Akışa uymak ve hayatı olduğu gibi kabul etmeye istekli olmak
  • Yaşam koşullarınızın iyi olduğunu hissetmek
  • Diğer insanlarla olumlu, sağlıklı ilişkiler kurmak
  • Hayatta istediklerinizi başardığınızı (veya başaracağınızı) hissetmek
  • Hayatınızdan memnun hissetmek
  • Olumsuzdan daha çok olumlu hissetmek
  • Yeni fikirlere ve deneyimlere açık olmak
  • Kendinize iyi bakın ve kendinize şefkat ve merhametle davranın
  • Minnettarlık yaşamak
  • Hayatınızı anlam ve amaç duygusuyla yaşadığınızı hissetmek
  • Mutluluğunuzu ve sevincinizi başkalarıyla paylaşmak istemek

Mutluluk, sürekli bir zevk ve heyecan hali değildir. Bunun yerine, olumsuz olanlardan daha fazla olumlu duygu deneyimlemenin genel bir duygusudur. Mutlu insanlar zaman zaman öfke, hayal kırıklığı, can sıkıntısı, yalnızlık ve hatta üzüntü gibi insan duygularının tüm yelpazesini hissederler. Ancak rahatsızlıkla karşı karşıya kaldıklarında bile, her şeyin daha iyi olacağına, olan bitenle başa çıkabileceklerine ve tekrar mutlu hissedebileceklerine dair temel bir iyimserlik duygusuna sahiptirler.

Mutluluğun birçok farklı türü vardır. Örneğin, antik Yunan filozofu Aristoteles iki farklı mutluluk türü arasında bir ayrım yapmıştır: hedonia ve eudaimonia. Hedonia hazdan kaynaklanan mutluluktur, eudaimonia ise erdem ve anlam aramaktan kaynaklanan mutluluktur. Mutluluğun bir diğer sınıflandırması ise sevinç, heyecan, minnettarlık, gurur, iyimserlik ve memnuniyet gibi duyguları içerir.

Mutluluğu geliştirmek için yapabileceğiniz birçok şey vardır. İşte bazı ipuçları:

  • İçsel hedefleri takip edin
  • Anın tadını çıkarın
  • Olumsuz düşünceleri yeniden çerçeveleyin
  • Sosyal karşılaştırmadan kaçının
  • Güçlü ilişkiler geliştirin
  • Düzenli egzersiz yapın
  • Minnettarlığınızı gösterin
  • Bir amaç duygusu bulun

Mutluluk, yaşamın birçok farklı alanında olumlu sonuçları olan önemli bir duygudur. Mutlu insanlar daha sağlıklı, daha üretken ve daha başarılı olma eğilimindedirler. Mutluluğunuzu geliştirmek için yukarıdaki ipuçlarını izleyerek daha iyi bir yaşam kalitesine sahip olabilirsiniz.

16 Ocak 2025 Perşembe

İşyerinde Nesiller Arası İletişim Uçurumunu Kapatmanın 10 Yolu

 İşyerinde Nesiller Arası İletişim Uçurumunu Kapatmanın 10 Yolu

Dünyaca ünlü Forbes Dergisinin, işyerinde artık 5 farklı kuşağın bir arada çalışması konusundaki bir yazısını sizlerle paylaşmak istedim. Yazının kaynak linki aşağıdadır.  




Günümüz iş gücü, inanç sistemleri ve yaşam tarzlarındaki büyük farklılıklara rağmen, beş jenerasyona kadar insanın birlikte çalıştığı dinamik bir yapıdadır. Filmlerde, televizyon programlarında ve reklamlarda sıklıkla komik bir unsur olarak tasvir edilse de günümüz iş yerindeki kuşaklar arası iletişim boşluğu önemlidir ve ciddi bir sorun olabilir.

Ekip iş birliğini, kişisel bağlantıyı güçlendirmek ve üretkenliği en üst düzeye çıkarmak için, herkes için boşluğu kapatmak esastır. Burada, Forbes İnsan Kaynakları Konseyi'nden 10 uzman, insanları bir araya getirirken ve birbirlerine karşılıklı saygıyı teşvik ederken esnek bir Z Kuşağı dostu ortamı sürdürmenin çeşitli yollarını tartışıyor.

1. Esnek Çalışma Ortamı Sağlayın

Bu, çeşitli iletişim kanallarını içeren esnek bir çalışma ortamı sağlanarak gerçekleştirilebilir. Çalışanların sanal olarak bir araya gelip iş birliği yaptığı karma bir çalışma modeli, Z kuşağına istedikleri esnekliği sunar. Ancak, ara sıra yapılan ofis toplantıları, yaşlı çalışanların alışkın olduğu yüz yüze iş birliğini sunarak, farklı iletişim stilleri için birden fazla çıkış noktası sağlar. - John Feldmann , Insperity

2. Topluluğun Gücünü Güçlendirin

Ekip üyeleri arasındaki yaş farkı ne olursa olsun, topluluk ve bağlantının gücü boşluğu kapatmaya yardımcı olacaktır. Bunu kolaylaştırmanın bir yolu da yakınlık gruplarıdır. Bu gruplar, farklı nesillerden çalışanların ortak ilgi alanları veya geçmişleri üzerinden bir araya gelmelerini ve bağlantı kurmalarını sağlar. Bu, işte daha iyi iletişime yol açan bir ekip oluşturma yöntemidir. - Deb Myers , Newfold Digital

3. İletişim Tercihlerini Karşılayın

Liderlerin, anketler yaparak ve bu tercihleri ​​karşılayan seçenekler sunarak çalışanlarının iletişim tercihlerini anlamaları önemlidir. Günümüzün karma dünyasında, iletişim her zamankinden daha önemlidir ve şirketler, katılımı, şeffaflığı ve iş birliğini teşvik eden yeni ve yenilikçi platformları keşfetmelidir. - Kevin Silva , Voya Financial

4. Personelin Nasıl ve Nerede Çalışacağına Karar Vermesine Güvenin

İsteğe bağlılığı önceliklendirin ve çalışanların en etkili şekilde nasıl ve nerede çalışacaklarına karar vermelerine güvenin. Liderlerle, slack, e-posta, tüm personel ve daha fazlası gibi birden fazla kanal aracılığıyla hangi bilgilerin kademeli olarak iletileceği ve temel mesajların güçlendirileceği konusunda net beklentiler belirleyin. Önceden okunanları paylaşarak, bir gündem gerektirerek ve tüm kararları belgelendirerek toplantılarınızın amacı konusunda çok bilinçli olun. Bunu yapmak miktarı azaltacak ve kaliteyi artıracaktır. - Brian Rutkowski , Olive

5. Aidiyet Kültürünü Oluşturun ve Besleyin

İlk kez, ABD'de (ve neredeyse dünyanın her ülkesinde) beş nesil yan yana çalışıyor En iyi kuruluşlar, kapsayıcılığı ve aidiyet kültürünü oluşturmak ve beslemek için proaktif bir şekilde esneklik gösteriyor. En iyi liderler, iş gücünün her bir segmentinin hem benzersiz hem de ortak özelliklerini anlayarak motive etmek ve etkileşim kurmak için bilinçli ve kararlıdır. - MJ Vigil , Medable Inc.

6. Varsaymadan Önce Çalışan Geri Bildirimlerini Ölçün

Chicago'daki Wedding DJ Studio'da çalışan deneyimli bir disk jokeyi yakın zamanda yapılan bir tartışmada şunları söyledi: "Deneyiminiz ne olursa olsun, birinin ne aradığını bildiğinizi varsaymak yerine, onun ihtiyaçları hakkında soru sormak akıllıca olacaktır." Benzer şekilde, sektörler arasında işletmeler, ihtiyaçları varsaymadan önce çalışan (ve müşteri) geri bildirimlerini sürekli olarak ölçmeli ve bunun yerine onların ihtiyaçlarına uygun bir kişiselleştirme düzeyiyle yaklaşmalıdır. - Erald Minga , S4Capital

7. İnsan Merkezli Bir Yaklaşım Kullanın

İnsan odaklı bir yaklaşımı insan stratejisine dahil etmek, nesiller arası kapsayıcılıktır. Tüm gruplardan insanların, kendilerini doğal olarak görünür hissetmelerine yardımcı olacak çeşitli şekillerde işbirliği yapmalarına izin vermek, katılımı ve entegrasyonu teşvik eder. - Loren Rosario-Maldonado , Claro Enterprise Solutions, Inc.

8. Tek Takım Ortamı Yaratın

Çeşitli deneyimleri, beceri setlerini ve mizaçları davet eden ve kurumsal bilgi ve dış bakış açılarının bir karışımını içeren tek bir ekip ortamı yaratmak. Bu bileşenlere sahip işlevler arası proje akışları, en yüksek inovasyon ve ekip sinerjilerine ulaşacaktır. - Britton Bloch , Navy Federal

9. Tüm Nesilleri Yönetmek İçin Liderlere Koçluk Yapın

Bunu ele almanın en iyi yolu, farklı nesillerdeki çalışanları yönetebilmeleri için liderleri eğitmek ve geliştirmektir. Bu, günümüz işyerlerinin büyük liderlerinin, işte önemli olan tüm şeylerde bireysel tercihleri ​​anlama konusunda yetenekli olmaları gerektiği anlamına gelir; iletişim, başarı, tanınma, teşvikler, öğrenme, gelişim, geri bildirim ve daha fazlası. - Katya Daniel , Golden Hippo

10. Özerklik Sunun, Etkileşim Fırsatları Sağlayın

Y kuşağı, kariyerlerinin başlarında yüz yüze iletişim ve mentorluğa değer verdiklerini gösterirken, daha yaşlı çalışanlar programları üzerinde daha fazla özgürlük ve esneklik tercih ediyor. Y kuşağına düzenli olarak birbirleriyle ve daha deneyimli meslektaşlarıyla etkileşim kurma fırsatları sunarken, yüksek düzeyde esneklik ve özerklik sunarak bu iki tercihi de karşılayın. - Laura Spawn , Virtual Vocations, Inc.

 

Makalenin orijinaline ulaşmak için: https://www.forbes.com/councils/forbeshumanresourcescouncil/2022/04/19/10-ways-to-bridge-the-communication-gap-across-generations-in-the-workplace/

29 Aralık 2024 Pazar

Dünya Ekonomik Forumu İşlerin Geleceği Raporu

 Dünya Ekonomik Forumu İşlerin Geleceği Raporu 

Dünya Ekonomik Forumu'nun 2016'daki ilk baskısından bu yana iki yılda bir yayınlanan İşlerin Geleceği Raporu, Dördüncü Sanayi Devrimi'nin işgücü piyasası üzerindeki etkisini izliyor, mesleki bozulma ve büyümenin potansiyel ölçeğini belirliyor ve işlerin gerileyen rollerden yükselen rollere geçişini güçlendirmeye yönelik stratejileri ortaya koyuyor.



İşlerin Geleceği Raporu 2023, işlerin ve becerilerin önümüzdeki beş yıl içinde nasıl gelişeceğini araştırıyor. Serinin bu dördüncü baskısı, sosyo-ekonomik ve teknoloji trendlerinin geleceğin iş yerini nasıl şekillendireceğine dair yeni içgörüler sağlamak için işveren beklentilerinin analizine devam ediyor.

2023 İşlerin Geleceği Raporu'nun özü, dünyanın en büyük işverenlerinin 2023-2027 dönemi için iş eğilimleri ve yönleri hakkında beklentilerini içeren benzersiz bir anket tabanlı veri kümesine dayanmaktadır. Bu yılki rapor, 27 endüstri kümesinde ve tüm dünya bölgelerinden 45 ekonomide toplamda 11,3 milyondan fazla çalışanı istihdam eden 803 şirketin bakış açısını bir araya getiriyor.

World Economic Forum'un "2023 İşlerin Geleceği Raporu’na göre, önümüzdeki yıllarda iş dünyasında başarılı olmak için en çok önem kazanacak beceriler arasında analitik düşünme, yaratıcı düşünme, teknolojik okuryazarlık ve özellikle yapay zeka ile büyük veri kullanımı yer alıyor. Rapor, şirketlerin %44'ünün iş gücünün yeteneklerinin 2027 yılına kadar yenilenmesi gerektiğini belirttiğini vurguluyor.

Bunun yanı sıra, çevre bilinci ve sürdürülebilirlik becerileri de giderek önem kazanıyor. Yeşil dönüşüm ve iklim değişikliği ile mücadele yatırımları iş gücü piyasasında yeni fırsatlar yaratıyor. Özellikle yenilenebilir enerji mühendisleri ve çevre koruma uzmanları gibi rollerin talep görmesi bekleniyor.

Bu becerilerin gelişiminde hızlı yeniden beceri kazandırma ve yeniden eğitim önemli bir rol oynayacak. 2027'ye kadar işçilerin %60'ının yeni beceriler öğrenmesi gerekecek, ancak mevcut eğitim olanakları bu ihtiyacı karşılamada yetersiz kalıyor. İşverenler, çalışanlarının yeni beceriler kazanmasına yatırım yaparak hem üretkenliği artırmayı hem de işgücü maliyetlerini optimize etmeyi planlıyorlar​.

 

Rapor linki: https://www.weforum.org/publications/the-future-of-jobs-report-2023/

 

11 Aralık 2024 Çarşamba

David Eagleman Beyin Senin Hikayen

 MERMERDE GİZLENMİŞ HEYKEL

Giriş: David Eagleman Beyin Senin Hikayen isimli kitabından önemli bördüğüm bir kısmı ek kaynaklar ile destekleyerek sizlerle paylaşmak istedim. Kitabı da okumanızı tavs,ye ederim. 


    Genç beyinlerdeki esnekliğin sırrı nedir? Bunun yeni hücre oluşumuyla ilgili olduğu söylenemez; hatta çocuk ve yetişkinlerdeki beyin hücrelerinin sayısı aynıdır. İşin sırrı, bu hücrelerin birbirine nasıl bağlandığında yatar. Yeni doğan bir bebeğin nöronları birbirinden oldukça farklı ve bağlantısızdır. Yaşamın ilk iki yılında, aldıkları duyusal bilgilere bağlı olarak nöronlar birbirleriyle çok hızlı biçimde bağlantı kurmaya başlarlar; öyle ki, bebeğin beyninde saniyede yaklaşık iki milyon yeni bağlantı, yani sinaps oluşur. İki yılın sonunda bebekteki sinapsların sayısı yüz trilyonu aşarak, bir yetişkindeki sinaps sayısının iki katına ulaşır.

Beyin, artık bir zirve noktasına ulaşmış ve ihtiyaç duyacağından çok daha fazla bağlantı kurmuş durumdadır. Bu noktada, yeni bağlantıların oluşum süreci, yerini nöral "budama" olarak bilinen bir başka stratejiye bırakacak, yaş ilerledikçe sinapsların yüzde 50 kadarı yavaş yavaş budanıp ortadan kalkacaktır. Peki, hangi sinapslar kalır, hangileri gider? Bir beyin devresinde yerini alıp başarı gösteren bir sinaps güçlenirken, yararlı olmayan sinapslar da zayıflayarak sonunda devre dışı bırakılır. Tıpkı bir ormandaki patikalarda olduğu gibi, kullanmadığınız bağlantıları kaybedersiniz. Bu açıdan bakıldığında, kim olduğunuzu belirleyen süreç, önceden var olan olasılıkların tek tek elenmesiyle tanımlanır. Sizi siz yapan, beyninizde gelişen değil, beyninizde yok edilen şeylerdir aslında.


Yenidoğan beyninde, nöronlar (sinir hücreleri) görece az sayıda bağlantı kurmuşlardır. İlk 2-3 yıl içinde dallanmalar, buna bağlı olarak da hücreler arasındaki bağlantılar giderek artar. Bundan sonra yavaş yavaş "budanan" bağlantılar, yetişkin beyninde sayıca azalır ve güçlenirler.

Çocukluğumuz boyunca, içinde bulunduğumuz ortam beynimizi inceden inceye işler ve olasılıklar bütününü maruz kaldığımız deneyime göre yeniden biçimlendirir. Beynimiz böylece sayıca daha az, ancak daha güçlü bağlantılar oluşturur. Örnek vermek gerekirse, bebekken çevrenizde konuşulan dil (diyelim ki İngilizce ya da Japonca), o dile özgü sesleri işitme becerinizi geliştirirken, diğer dillere özgü sesleri işitme becerinizi de olumsuz yönde etkiler. Sonuçta, Japonya'da doğan bir bebek ile ABD'de doğan bir bebeğin her ikisi de iki dildeki bütün seslere tepki verecek, ancak Japonya'da büyüyen bebek bir süre sonra, sözgelimi R ve L harflerinin betimlediği sesleri ayırt etme becerisini kaybedecektir; çünkü bu iki ses Japonca'da birbirinden ayrılmaz. Özetle, kendimizi içinde bulduğumuz dünya tarafından biçimlendiriliriz.

ERGENLİKTE BEYNİN YAPILANDIRILMASI

Çocukluğun sonuyla ergenliğin başlangıcı arasındaki bir noktada, aşırı üretimin görüldüğü ikinci bir dönem yaşanır. Bu dönemde prefrontal korteksten yeni hücre ve bağlantıların (sinapsların) filizlenmesiyle, yapıya katılacak yeni sinirsel yollar için zemin hazırlanmış olur. Bu bolluk dönemini, yaklaşık on yıl kadar sürecek olan budama süreci izler: Ergenlik yılları boyunca zayıf bağlantılar budanıp ortadan kalkarken güçlüleri de desteklenir. Budama sürecinin bir sonucu da prefrontal korteks hacminin ergenlik dönemi boyunca yılda yaklaşık yüzde 1 oranında küçülmesidir. Bu yıllar içinde devrelerde ortaya çıkan yeni örüntüler, bizi yetişkinliğe giden yolda edindiğimiz deneyimler için hazırlar.

Bu büyük ölçekli değişimlerin yüksek düzeyde akıl yürütme ve dürtü kontrolünde rol oynayan beyin alanlarında gerçekleşmesi nedeniyle, ergenlik derin bilişsel değişimlerin de yaşandığı bir dönemdir. Dürtü kontrolünde önemli rol oynayan "dorsolateral prefrontal korteks" en geç gelişen alanlardan biri olup, yirmili yılların başına kadar yetişkinlerdeki düzeyine ulaşamaz. Tamamlanmamış beyinsel olgunlaşma sürecinin olası sonuçlarını, nörobilimciler işin ayrıntılarını ortaya dökmeden çok önce fark eden araba sigorta şirketleri, genç sürücülerden daha fazla para talep etmektedirler. Benzer biçimde, durumun uzun süredir farkında olan ceza hukuku sistemi de gençleri yetişkinlerden farklı kurallar altında değerlendirmektedir.

ERGENLİK YILLARI

Yakın zaman kadar beyin gelişiminin çocukluk döneminin sonunda büyük ölçüde tamamlanmış olduğu düşünülmekteydi. Şimdi biliyoruz ki, insan beynindeki yapım süreci yaklaşık yirmi beş yaşın sonuna kadar sürer ve her yaşta yeni nöral ağlar kurulmaya devam eder.

Onlu yaşlarda, beyin ağlarının geçtiği yeniden düzenlenme ve değişim süreci, görünen kimliğimizi ciddi biçimde etkilemesi bakımından son derece önemlidir. Vücudumuzun içinde dolanıp duran hormonlar bariz fiziksel değişimlere neden olurken yavaş yavaş yetişkin görünümüne bürünürüz. Bu arada beyin de gözlerden uzak köşesinde aynı derecede büyük değişimlerden geçmektedir. Bu değişimler nasıl davrandığımızı ve dış dünyaya nasıl tepki verdiğimizi derinden etkiler. Değişimlerden biri, yavaş yavaş belirmeye başlayan benlik ve ona paralel olarak da özbilinçle ilgilidir.

Ergenlerde beynin çalışmasıyla ilgili ipuçları yakalamak amacıyla basit bir deney yapmıştık. Yüksek lisans öğrencim Ricky Savjani'nin de yardım ettiği deneyde, gönüllülerden mağaza vitrinindeki bir tabureye oturmalarını istedik. Daha sonra vitrinin perdesini aralayarak, dış dünyayı vitrinden seyreden katılımcıyı gelip geçenlerin şaşkın bakışlarına maruz bıraktık. Gönüllüleri toplum karşısında bu sıkıntılı duruma sokmadan önce, duygusal tepkilerini ölçebilmek için bazı hazırlıklar yapmış ve galvanik deri tepkilerini (galvanic skin response - GSR) ölçmek üzere her birine bir cihaz bağlamıştık. Galvanik deri tepkisi, kaygı düzeyini anlamada yararlı bir göstergedir: Ter bezleriniz ne kadar salgı yaparsa, deri iletkenliğiniz o kadar fazla olacaktır. (Bu, yalan makinesi, ya da poligraf testinde de kullanılan tekniktir.)

Deney katılımcıları hem ergenlik çağındaki gençlerden hem de yetişkinlerden oluşmaktaydı. Yetişkinlerde, tam da bekleneceği gibi, yabancıların bakışları karşısında stres tepkileri gözledik. Ancak aynı deneyim gençlerde toplumsal duyguların aşırı düzeylere fırlamasına neden olmuştu: Kendilerini izleyen yabancılar karşısında çok daha büyük kaygı belirtileri göstermiş, hatta kimi titreme noktasına bile gelmişti.

Yetişkinlerle ergenler arasındaki bu farkın nedeni neydi? Sorunun yanıtı, beynin "medial prefrontal korteks" (mPFC) adı verilen bir bölgesinde yatar. Bu bölge, kendinizi (benliğinizi) -özellikle de belirli bir durumun benliğiniz açısından taşıdığı duygusal önemi- düşündüğünüzde etkinleşir. Harvard Üniversitesi'nden Dr. Leah Somerville ve meslektaşlarının keşfettiği üzere, kişi çocukluktan ergenliğe yol aldıkça, mPFC bölgesi sosyal durumlar karşısında etkinlik artışı göstererek on beş yaş civarında da zirve noktasına ulaşır. Bu noktada, sosyal durum ve yaşantılar büyük duygusal ağırlık taşıdığından, öz bilince dayalı stres tepkileri çok yoğun olur. Bir başka deyişle, kişinin "kendisi" hakkında düşünmesi, yani "öz değerlendirme" ergenlikte büyük öncelik taşır. Yetişkin beyni ise aksine, ayakların yeni bir ayakkabıya alışması misali, benlik duygusuna artık iyice aşina hale gelmiştir. Bu nedenle mağaza vitrininde oturuyor olmak, bir yetişkini aynı ölçüde etkilemez.

Toplumsal iğretilik ve duygusal yönden aşırı duyarlığın ötesinde, ergen beyni risk almaya da ayarlanmıştır. İster hızlı araba sürme ister cinsel içerikli mesajlar gönderme olsun, riskli davranışlar ergen beyni için, yetişkin beynine göre çok daha cezbedicidir. Bu durum, büyük ölçüde ödül ve teşviklere nasıl yanıt verdiğimizle ilişkilidir. Çocukluktan ergenliğe yol aldıkça, zevk arayışıyla ilgili beyin bölgelerinin (ki, bunlardan biri de "akumbens çekirdeği" dir) ödüller karşısında verdikleri tepkilerde artış görülür. Ergenlerde bu çekirdekteki etkinlik düzeyi, yetişkinlerde olduğu kadar yüksektir. Ama asıl önemlisi, ergenlerde "orbitofrontal korteks" adı verilen bölgedeki etkinliğin de çocuklardakiyle hemen hemen aynı düzeyde olmasıdır. Olgun bir zevk arayışı sistemi ile olgunlaşmamış bir orbitofrontal korteksin eşleşmesi ise, ergenlerin duygusal bakımdan aşırı duyarlı olmakla kalmayıp, duygularını dizginlemek konusunda da yetişkinler kadar başarılı olamadıkları anlamına gelir.

 



Ek Bilgi: OFC'nin bir diğer rolünün, davranışı yönlendirmek için kullanılan başkalarının tepkisine dair bir beklenti yaratmak olduğu öne sürülmüştür ( Blair ve Cipolotti, 2000 ). OFC ayrıca, kumar oynarken para kazanma veya kaybetme, tercihlerin temsili veya başkalarını yatıştırıcı etkileşimlerde kullanma gibi ödül veya ceza değerinin büyüklüğünün hesaplanmasında da yer alır (Kaynak: https://www.sciencedirect.com/topics/psychology/orbitofrontal-cortex).

Bunun da ötesinde, Somerville ve ekibi akran baskı-, sının ergen davranışlarında neden zorlayıcı etki gösterdiği konusunda bir fikir ileri sürmüşlerdir: Toplumsal duruşla ilgili düşüncelerde devreye giren beyin alanları (mPFC gibi), güdüleri eyleme dönüştüren diğer beyin alanlarıyla ( "striatum" bölgesi ve oluşturduğu bağlantı ağları) daha güçlü bir ilişki halindedirler. Bu durum, ekibe göre ergenlerin, arkadaşlarının yanında risk al-. maya daha eğilimli hale gelmelerinin nedeni olabilir.

Onlu yaşlarımızda dünyayı algılayış biçimimiz, programına tam tamına uyan değişim halindeki bir beynin ürünüdür. Bu değişimler bizi daha özbilinçli, risk almaya daha eğilimli ve akranlarımızca güdülenmeye daha yatkın hale getirir. Bu noktada, çileden çıkmış anne babalar için önemli bir mesaj var: Ergenlik çağında nasıl biri olduğumuz, basitçe bir seçim ya da tavrın değil, yoğun ve kaçınılmaz bir beyinsel değişim döneminin sonucudur.

 

Okuma Stratejilerinin Öğretilmemesi

  Okuma Stratejilerinin Öğretilmemesi Bu yazı, Çocuklar Okuduklarını Neden Anlamakta Zorlanıyor? başlıklı konunun devamıdır.  Okuma, sade...