#hafızateknikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#hafızateknikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2025 Perşembe

Okuma Stratejilerinin Öğretilmemesi

 Okuma Stratejilerinin Öğretilmemesi

Bu yazı, Çocuklar Okuduklarını Neden Anlamakta Zorlanıyor? başlıklı konunun devamıdır. 




Okuma, sadece harfleri seslendirmek veya kelimeleri tanımak değildir; bilişsel bir süreçtir. Ancak Türkiye'de (ve birçok eğitim sisteminde) okuma genellikle “okuma yap” şeklinde ödev olarak verilir, fakat nasıl okunacağı sistematik olarak öğretilmez. Bu, ortaokul ve lise çağındaki öğrencilerin okuduğunu anlamama sorununun en kritik nedenlerinden biridir.                

Neden bu kadar önemli?            
Okuma stratejileri öğretilmezse, öğrenci metni “tarar” ama anlamaz. Beyin, metni anlamak için bilinçli adımlar atmayı öğrenmezse, otomatik olarak yüzeysel işlemeye (sadece kelimeleri görmek) geçer. Araştırmalara göre, okuma stratejisi öğretilen öğrencilerde anlama puanı ortalama 40-60 puan daha yüksek çıkıyor. Yani bu, doğuştan gelen bir yetenek değil, öğretilebilir bir beceridir.

Öğrencilere sistematik olarak kazandırılmayan temel okuma stratejileri şunlardır:

  1. Ön-izleme
    • Metnin başlığını, alt başlıklarını, kalın yazıları, ilk ve son cümleleri hızlıca taramak.
    • Amaç: Metnin genel konusu, yazarın amacı ve ana hatları hakkında fikir edinmek.
    • Öğrenci bunu bilmezse, metne “kör dalar” ve neyin önemli olduğunu ayırt edemez.
  2. Ana fikri bulma
    • Çoğu paragrafta ana fikir ilk cümlede verilir, ama her zaman değil.
    • Öğrenci, paragrafın “ne hakkında” olduğunu 4-8 kelimelik bir cümleyle özetlemeyi öğrenmeli.
    • Teknik: Destekleyici cümleleri (örnek, neden, sonuç) çıkarıp geriye kalan cümleyi ana fikir kabul etmek.
    • Bilinmezse, öğrenci bütün cümleleri eşit önemde görür ve asıl mesajı kaçırır.
  3. Çıkarım yapma
    • Metinde doğrudan yazılmayan ama ima edilen anlamı bulmak.
    • Örnek: “Yağmur yağıyordu, sokaklar bomboştu.” → Çıkarım: İnsanlar yağmurdan kaçınmış veya evde kalmayı tercih etmiş.
    • Bu beceri, soyut düşünme ve deneyimle gelişir; öğretilmezse öğrenci sadece yazılanı alır, ima edileni anlamaz.
  4. Bağ kurma
    • Metni kendi bilgisiyle, başka metinlerle veya dünyadaki olaylarla ilişkilendirmek.
    • Bu yapılmazsa, metin “yabancı” kalır ve öğrenci yine anlamakta zorlanır.
  5. Soru sorma
    • Okurken “Yazar neyi savunuyor?”, “Bu bilgi neden önemli?”, “Karşıt görüş ne olabilir?” gibi sorular sormak.
    • Bu, metni pasif okumaktan aktif işlemeye çevirir.
  6. Özet çıkarma ve Not alma
    • Paragrafı kendi kelimeleriyle 1-2 cümleye indirgemek.
    • Anahtar kelimeleri işaretlemek, zihin haritası çizmek.
    • Bunlar yapılmazsa, metin okunduktan hemen sonra unutulur.

Sonuç:
Okuma stratejileri öğretilmediği sürece, öğrenci metni okur ama “işlemez”. Bu, okuduğunu anlamama sorununun en büyük nedenlerinden biridir. Ortaokul ve lise çağında bu stratejileri sistematik olarak öğretmek, öğrencinin hem sınav başarısını hem de hayat boyu öğrenme becerisini kökten değiştirir.

Çocuklar Okuduklarını Neden Anlamakta Zorlanıyor?

 

Çocuklar Okuduklarını Neden Anlamakta Zorlanıyor?

Okuduğunu anlama; gözle kelimeleri görmekten ibaret değildir. Beynin dikkat, dil işleme, hafıza, muhakeme ve çıkarım devrelerinin uyum içinde çalışmasını gerektiren karmaşık bir bilişsel süreçtir. Günümüzde öğrencilerin bu beceride zorlanmasının başlıca nedenleri şunlardır:


1. Aşırı ekran maruziyeti

  • Hızlı akan, görsel–işitsel içerikler (kısa videolar, oyunlar, sosyal medya) beyni pasif izleme moduna alıştırır.

  • Okuma ise aktif zihinsel emek ister. Bu iki süreç birbirine zıttır.

  • Ekran, öğrencinin odaklanma süresini kısaltır, metinle sabırlı temas becerisini zayıflatır.

2. Okuma hijyeninin olmaması

  • Gürültülü ortam, aralıksız bildirimler, yanlış ışık ve uygun olmayan mesafe okuma verimini düşürür.

  • Beyin, sağlıklı bir okuma için kesintisiz dikkat bloklarına ihtiyaç duyar.

3. Kelime ve kavram bankasının yetersizliği

  • Bilmediği kelime sayısı arttıkça öğrenci:

    • Metnin bağlamını kaçırır,

    • Cümleler arası ilişki kuramaz,

    • Sonuca ve ana fikre ulaşamaz.

  • Kelime eksikliği = Anlama bariyeridir.

4. Çıkarım (inference) becerisinin gelişmemiş olması

  • Metinlerde çoğu kritik bilgi doğrudan yazmaz, sezdirilir.

  • Öğrenci:

    • Satır aralarını okuyamazsa,

    • Neden–sonuç bağlantılarını kuramazsa,

    • Metindeki ipuçlarından anlam üretemezse, metni anlamış sayılmaz.

5. Sabırsız okuma alışkanlığı

  • Anlamaya çalışmak yerine, metni hızlıca tarayıp “bitirdim” hissi aramak,

  • Ayrıntıyı, bağlamı ve anlamı inşa etmeden ilerlemek,

  • Tekrar ve sorgulama yapmadan okumak, anlama performansını ciddi ölçüde düşürür.

6. Akran ve aile ile okuma pratiğinin zayıf olması

  • Okuma becerisi, konuşma ve paylaşma ile güçlenir.

  • Metin hakkında tartışmayan, soru sormayan, anlatmayan öğrenci anlamı pekiştiremez.

7. Sürekli test çözme, metin okuma pratiğinin önüne geçmesi

  • Test çözmek, okuduğunu anlama becerisini geliştirmez; sadece ölçer.

  • Beceri gelişimi için önce okuma, sorgulama, çıkarım yapma ve anlatma gelir.

Veliler İçin Pratik Çözüm Çerçevesi

A. Ekran süresini bilinçli sınırlayın

  • Okuma saatlerinden en az yarım saat önce ekranı kapatın.

  • Hafta içi ve hafta sonu için net zaman blokları belirleyin.

  • Çocuklar adil olmayan davranışlara direnç gösterir siz de telefon kullanımınızı sınırlayın.

B. Evde okuma rutinleri oluşturun

  • 20–25 dakikalık kesintisiz okuma blokları (Pomodoro benzeri) uygulayın.

  • Bildirimleri sessize alın, masayı sadece okumaya ayırın.

C. Kelime ve kavram havuzu geliştirin

  • Öğrencinin seviyesine uygun bir kelime defteri tutturun.

  • Yeni kelimelerle cümle kurma, örnek bulma, eş–zıt anlam çalışmaları yaptırın.

D. Metin üzerine çıkarım soruları sorun

Okuma sonrası şu tarz sorular metni kavratır:

  • “Burada doğrudan yazmayan ama anlaşılan mesaj ne?”

  • “Karakter neden böyle davranmış olabilir?”

  • “Bu olay gerçek hayatta neye benziyor?”

  • “Sonuç farklı olsaydı ne değişirdi?”

E. Metni anlattırın

  • Öğrenciden metni kendi cümleleriyle özetlemesini isteyin.

  • Aile içinde birkaç dakikalık sözlü anlatım yaptırın.

F. Model olarak empatik ve sabırlı dinleyin

  • Okuma sonrası konuşurken:

    • Kesmeden dinleyin,

    • Yargılamadan yönlendirin,

    • “Ne anladın?” yerine “Metin sana ne düşündürdü?” sorusunu da ekleyin.

G. Okumayı günlük hayatın parçası yapın

  • Kitap, makale, kısa hikâye, bilimsel popüler metinler, biyografiler…
    Çeşitli metin türleriyle sık ve düzenli temas sağlayın.


Unutmayın

  • Okumak bir beceridir; doğuştan gelmez, çalışmayla gelişir.

  • Anlama; tekrar, sorgulama, çıkarım ve anlatma ile inşa edilir.

  • Ekran hızı değil, okuma sabrı çocukları güçlendirir.

Sağlıklı okuma alışkanlığı kazanan çocuklar:

  • Daha iyi odaklanır,

  • Daha hızlı öğrenir,

  • Daha güçlü empati kurar,

  • Daha doğru karar verir,

  • Kendini daha net ifade eder,

  • Ve doğal olarak akademik başarılarını yükseltir.

13 yıldan beri vermekte olduğum Hızlı Okuma ve Hafıza Teknikleri Eğitimi ile yukarıda saydığım sorunlara efektif çözimlere üretmeye devam ediyoruz. Uzun ve kısa süreli hafıza egzersizleri, eğitim süresince verilen günlük okuma ve gör-geç çalışmaları, okuma ve anlama testleri ile öğrencilerimize etkili okuma alışkanlıkları kazandırmaya çalışıyoruz. 


1 Mayıs 2025 Perşembe

Çevrimiçi Öğrenmede NLP Tekniklerinin Kullanımı

 

Çevrimiçi Öğrenmede NLP Tekniklerinin Kullanımı: Odaklanma, Anlama ve Başarı İçin Yollar

Çevrimiçi dersler veya kurslar, eşsiz bir esneklik sunsa da, dijital dünyanın sürekli dikkat dağıtıcı unsurları, ekran yorgunluğu ve yüz yüze etkileşim eksikliğinin getirdiği zorluklarla doludur. Ancak, Nöro-Linguistik Programlama (NLP) tekniklerini çalışma alışkanlıklarınıza dahil ederek, bu sorunlarla başa çıkma, öğrenme materyaliyle derinlemesine etkileşim kurma ve öğrenme hedeflerinize ulaşma şeklinizi dönüştürebilirsiniz. İşte bunu nasıl yapacağınıza dair bazı yollar:

1. Sabitleme ve Görsel İpuçlarıyla Odaklanmayı Güçlendirin:

Çevrimiçi çalışırken, bir web sitesi sekmesinin değişmesi veya sürekli bildirimlerin belirmesiyle dikkatinizin dağılması oldukça kolaydır. Mantıklı ilk adım sekmeleri kapatmak veya bildirimleri susturmak olabilir. Ancak bu her zaman mümkün olmayabilir. Bazen, yaptığınız iş bu sekmelerin açık kalmasını gerektirebilir ve çevrimiçi derslerinizin dışındaki hayatınız nedeniyle bildirimlerinizi açık tutmanız gerekebilir. Dikkat dağıtıcı unsurlarla pasif bir şekilde mücadele etmek yerine, beyninize çalışma moduna geçmesi için bir sinyal gönderen bir çapa (belirli bir fiziksel hareket veya zihinsel bir imge) oluşturun.

Örnek: Çapa noktanız, kendinizi lazer keskinliğinde odaklanmış bir halde canlı bir şekilde hayal ederken parmak uçlarınızı birbirine bastırmak olabilir. Derse başlamadan önce bu hareketi yapın. Daha sonra, dikkatinizin dağıldığını hissettiğinizde, çapa noktanızı tetikleyerek zihninizi hızla yeniden odaklayın.

Bu yöntem, dikkat dağıtıcı unsurları sadece ortadan kaldırmanın ötesine geçer; beyninizi aktif olarak materyalle yeniden etkileşim kurmaya şartlandırır.



2. Çevrimiçi Dikkat Dağıtıcı Unsurları Büyüme Fırsatlarına Dönüştürün:

Tüm sekmelerinizi kapatıp bildirimlerinizi susturarak çevrimiçi oturumlarınıza odaklanmanız muhtemeldir. Ancak asıl önemli nokta şudur: Bu dikkat dağıtıcı unsurlardan kurtulmak, onlara karşı temel tepkinizi değiştirmez.

Örnek: Serbest yazarlığa başladığımda, genellikle sessiz evimde çalışırdım. Bildirimlerimi kapatır, telefonumu uzağa koyar ve yalnızca ihtiyacım olan sekmeleri kullanırdım. Bu sayede oldukça üretkendim. Ancak bir gün yaşanan büyük bir elektrik kesintisi nedeniyle, ben de dahil olmak üzere bölgedeki herkes çalışmak için halka açık bir kafeye gitmek zorunda kaldı. Açıkçası, ortam gürültülüydü. Benim bildirimlerim kapalı olsa da başkalarınınki açıktı. Ben konuşmamama rağmen etrafımdaki insanlar ara sıra konuşuyordu. Ve bu dikkat dağıtıcı unsurlar arasında çalışmanın bir yolunu bulmam gerekti. Bana yardımcı olan şey, bu dikkat dağıtıcı unsurları amaçlı mikro molalar olarak yeniden çerçevelemek oldu.

Dikkat dağıtıcı bir şey olduğunda (örneğin, bir mesaj belirdiğinde), bunu bir kesinti olarak değil, geri çekilip nefes alma anı olarak yorumlayın. Kesintiyi bir "sıfırlama duraklaması" olarak etiketleyerek, daha hızlı odaklanmanızı sağlayan daha dirençli ve esnek bir zihniyet geliştirirsiniz.

3. NLP Hedef Belirleme Teknikleriyle Net Hedefler Oluşturun:

Birçok çevrimiçi kurs, bunaltıcı gelebilecek ve ertelemeye yol açabilecek belirsiz son tarihler ve geniş kapsamlı kilometre taşları içerir. Bunu önlemek için NLP hedef belirleme tekniklerini şu şekilde kullanabilirsiniz:

  • Bir modüle başlamadan önce, o günkü oturumunuzun sonunda ulaşmak istediğiniz net bir hedef belirleyin ve bunu yazın.
  • Bu hedefi detaylı bir şekilde zihninizde canlandırın ve başardığınızda nasıl görüneceğini birkaç dakika düşünün.

Örnek: Şu anda bir JavaScript kursu alıyorum ve çalıştığım modül DOM manipülasyonu. Başlangıçta bu karmaşık geldi, ancak bu modüle başlamadan önce ilk gün için bir hedef belirledim: Öğelerin HTML içeriğini değiştirmek. Ardından, kendimi tam olarak bunu yaparken hayal ettim: HTML belgesindeki bir paragrafın içeriğini ayarlamak veya bir resmi farklı bir resimle değiştirmek için JavaScript kullanmak.

Bu yöntem, yolda kalmama ve soyut görevleri somut, yönetilebilir eylemlere dönüştürmeme yardımcı oldu; bu da ilerlememi, sıradan bir kontrol listesi yaklaşımının çok ötesine taşıdı.

4. Sanal İletişimi ve İşbirliğini Geliştirin:

Çevrimiçi öğrenme bazen etkileşimleri steril ve kişisel olmayan bir his verebilir. Konuştuğunuz kişiyle fiziksel olarak aynı ortamda olmadığınız için, görüntülü görüşmeler yapıyor olsanız bile tonu, beden dilini ve dolaylı ipuçlarını anlamak zor olabilir. Ancak yansıtma ve hız ayarlama gibi NLP teknikleri, çevrimiçi ortamda akranlarınız ve eğitmenlerinizle olan etkileşiminizi iyileştirebilir.

Örnek: Grup tartışmalarında (hem görüntülü görüşmelerde hem de yazılı sohbetlerde), konuştuğunuz kişinin kelimelerinin veya jestlerinin hızına ve enerjisine bilinçli olarak dikkat edin ve ardından buna uyum sağlamaya çalışın.

Bu ince senkronizasyon, uyumu güçlendirir ve sanal işbirliklerinizi daha ilgi çekici ve üretken hale getirir.

5. Öğrenmeleri Parçalama ve Desen Tanıma Yoluyla Organize Edin:

Geleneksel not alma yöntemi, sınav zamanı geldiğinde yönetilmesi neredeyse imkansız hale gelen uzun ve karmaşık listelere yol açabilir. NLP, karmaşık bilgileri beyninizin doğal olarak verileri nasıl işlediğini yansıtan sindirilebilir segmentlere (veya yığınlara) ayırmak gibi bir alternatif sunar.

Bir dersi tekrar ederken veya ders materyallerini okurken şunları yapmaya çalışın:

  • Temel fikirleri belirleyin: Konunun özünü yansıtan temel kavramları ve terimleri vurgulayın.
  • İlgili kavramları gruplandırın: İlgili fikirleri bir arada tutmak için tanımlar, örnekler ve uygulamalar gibi tematik kümeler oluşturun.
  • Dijital kartlar veya belgeler oluşturun: Her kümeyi ayrı bir dijital nota veya bilgi kartına yazın. Bu sadece tekrarı kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda beyninizin tekrar eden kalıpları tanımasına yardımcı olarak daha iyi kavrama ve uzun vadeli hatırlama sağlar.

Uzun notları tekrar tekrar okumak yerine, konular arasında hızla gezinebileceğiniz ve bunların nasıl birbiriyle bağlantılı olduğunu görebileceğiniz düzenli bir sisteme sahip olacaksınız.

6. Sınavlara Geleceğin Ritmini Kullanarak Hazırlanın (Future Pacing):

Sınavlara hazırlanmak stresli olabilir ve geleneksel çalışma yöntemleri, iyi performans göstermek için ihtiyaç duyduğunuz güveni oluşturmada yetersiz kalabilir. Future pacing, sınav sürecini ayrıntılı ve adım adım zihinsel olarak prova ettiğiniz bir NLP tekniğidir. İşte nasıl yapılacağı:

  • Tüm süreci zihninizde canlandırın: Sınav odasına girdiğiniz andan itibaren, kağıdı inceleyerek ilerleyin ve cevaplarınızı güvenle teslim ederek bitirin.
  • Duyusal ayrıntıları ekleyin: Odanın düzenini (bu yatak odanız veya ev ofisiniz olabilir), saatin tik tak sesini ve hatta elinizdeki kalemin hissini hayal edin.
  • Olumlu duyguları birleştirin: Her adımı prova ederken, iyi hazırlanmış bir zihnin sakinliğini ve kendine güvenini bilinçli olarak hissedin.

Sınavı önceden zihinsel olarak "yaşayarak", zihninizi baskı altında sakin ve etkili bir şekilde yanıt verecek şekilde programlayabilirsiniz; bu, pasif tekrar yöntemlerinden çok daha etkilidir.

7. Meta Model ile Anlayışınızı Derinleştirin:

Genel ifadeler içeren çevrimiçi kurslar, karmaşık konular hakkında yüzeysel bir anlayışla kalmanıza neden olabilir. NLP meta modeli, ders materyallerinizde kullanılan dili sorgulamanızı ve incelemenizi sağlayarak netliğinizi artırır, böylece altta yatan varsayımları ve daha derin anlamları ortaya çıkarır.

Çalışırken:

  • "Bu iddiayı destekleyen kanıtlar nelerdir?" veya "Bu terim bu bağlamda tam olarak ne anlama geliyor?" gibi hedefli sorular sorun.
  • Kavramı netleştiren belirli örnekler veya karşıt görüşler arayarak belirsiz ifadelere meydan okuyun.
  • Karmaşık tanımları daha basit parçalara ayırın ve devam etmeden önce her bir bileşeni anladığınızdan emin olun.

Bu aktif katılım yöntemi, yüzeysel anlamanın ötesine geçmenizi sağlayarak, konuya ilişkin daha zengin ve daha doğru bir kavrayışa ulaşmanızı sağlar.

8. Duyusal Keskinlik Teknikleriyle Hafızanızı Güçlendirin:

Bir zamanlar okuduğuma göre, çalışırken aynı aromalı sakızı çiğnemek sınavları geçmenize yardımcı olabilirmiş. Buradaki fikir, beynin aromayı öğrendiğiniz bilgiyle ilişkilendirmesi ve bunun da hafızayı canlandırmaya yardımcı olabilmesidir; tıpkı çalışırken dinlediğiniz aynı melodiyi mırıldanmanın sınav sırasında hafızanızı tetikleyebilmesi gibi (bu benim için işe yaradı!). NLP'deki duyusal keskinlik tekniği tam olarak budur: Daha canlı ve akılda kalıcı bir öğrenme deneyimi yaratmak için birden fazla duyuyu harekete geçirmenizi teşvik eder.

Örneğin şunları yapabilirsiniz:

  • Çevrenizi gözlemleyin: Ekranınızdaki renkleri, masanızın dokusunu veya çalışma alanınızdaki arka plan seslerini fark edin.
  • Duyusal ayrıntıları temel kavramlara bağlayın: Belirli bir rengi veya dokuyu bir kavram veya formülle ilişkilendirin. Bu, örneğin tutku veya enerji hakkında önemli bir noktayı hatırladığınızda kırmızı rengi görselleştirmek anlamına gelebilir.
  • Kısa bir duyusal yansımaya katılın: Bir bölümü gözden geçirdikten sonra, materyalle bağlantılı duyusal ayrıntıları zihinsel olarak tekrar etmek için bir dakika ayırın.

29 Mayıs 2022 Pazar

Duygusal Zekâ Nedir?

 

Duygusal Zeka, “kişinin kendisinin ve diğer insanların duygularını izleme, farklı duygular arasında ayrım yapma ve bunları uygun şekilde etiketleme ve duygusal bilgileri düşünce ve davranışa rehberlik etmek için kullanma yeteneğidir” (Salovey ve Mayer, 1990).


 

Duygusal zeka, hayatımızın neredeyse her saniyesinde bir duyguyu ya da diğerini deneyimlediğimiz için günlük hayatımızda önemlidir. Duyguları ve zekayı birbiriyle ilişkilendiremeyebilirsiniz, ancak gerçekte bunlar çok ilişkilidir.

Duygusal zeka, duyguların anlamlarını tanıma ve bunlara dayanarak akıl yürütme ve problem çözme yeteneğini ifade eder (Mayer, Caruso ve Salovey, 1999). Duygusal Zekanın dört temel bileşeni (i) öz farkındalık, (ii) öz yönetim, (iii) sosyal farkındalık ve (iv) ilişki yönetimidir.


Başka bir deyişle, duygusal zekanız yüksekse, kendinizdeki ve diğerlerindeki duyguları doğru bir şekilde algılayabilir (yüz ifadelerini okumak gibi), duyguları düşünmeyi kolaylaştırmak için kullanabilir, duygularınızın ardındaki anlamı anlayabilirsiniz (neden böyle hissediyorsunuz? ) ve duygularınızı nasıl yöneteceğinizi bilin (Salovey ve Mayer, 1990).


Kaynak: https://www.simplypsychology.org/ 

19 Şubat 2022 Cumartesi

Duygular Bedeni Nasıl Etkiliyor?

 

Duygular Bedeni Nasıl Etkiliyor?

On yıllarca süren araştırmalarının sonunda Dr. Candace Pert, duyguların beden ve zihin arasındaki boşluğu nasıl kapattığını açıklığa kavuşturabildi. Çığır açan “Duygu Molekülleri” adlı kitabında, beden-zihin ilişkisini açık bir biçimde ortaya koydu. Nasıl oluyor da korktuğunuzda midenize bir yumruk inmiş hissine kapılıyorsunuz? Canınız bir şeye sıkıldığında neden karnınızda çözülemez bir düğüm oluşuyor?  Çok heyecanlı olduğunuzda niçin kalbiniz kulaklarınızdan fırlayacak gibi atıyor?

            Yakın zamana kadar duyguları tanımlamak neredeyse imkânsızdı. Cevap verilmesi gereken sorular arasında duyguların nasıl ortaya çıktığı, somut mu yoksa soyut mu oldukları, ifade edilmediklerinde bedende nasıl saklandıkları vardı. Sahi hiç düşündünüz mü duygularımız sağlığımızı nasıl etkiler? Beden ve zihnimiz birbirinden ayrı mıdır, yoksa büyük bir sistemin birbirine bağlı parçaları mıdırlar?

Duygu Nedir?

Bu konuda bile farklı anlayışlar var. Hofstra Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Robert Plutchik’in teorisi sekiz temel duygu olduğunu ileri sürüyor. Üzüntü, tiksinme, öfke, beklenti, neşe, kabul, korku ve şaşkınlık.  Bu duygular birbiriyle karışarak ikincil duyguları oluşturabiliyor. Örneğin korku + şaşkınlık = Panik gibi. Candace Pert ise öfke, üzüntü, neşe, korku ve mutluluğun yanında acı ve haz algılarını da duygu olarak tanımlıyor.

Duygular Nerededir?

Nöroloji alanında uzman bilim adamları, uzun süre, duyguların beyinde belli bölgeler tarafından kontrol edildiği konusunda hemfikir oldular. Beyinde, “limbik sistem” duyguların oturduğu yer olarak bilindi. Montreal’deki McGill Üniversitesi’nde Wilder Penfield duygular ile beynin bu bölgesi arasındaki ilişkiyi 1920’lerde göstermişti. Penfield, şiddetli epilepsiyi durdurmak amacıyla yaptığı açık beyin ameliyatları sırasında uyanık ve bilinci yerinde bireylerle çalışmıştı. Limbik sistemi uyardığında her çeşit duygusal gösterge ortaya çıkmıştı. Hastalar eski hatıralarına gittikçe üzüntü, öfke veya neşe tepkileri ile birlikte öfkeden veya kahkahadan titreme, ağlama ve tansiyon ile vücut ısısı değişimleri gibi bedensel tepkiler ortaya çıkmıştı.

Her ne kadar beyin (Limbik Sistem) 1920’lerden beri duyguların yuvası olarak bilinse de, yıllarca süregelmiş olan James-Cannon tartışması çok meşhurdur. William James duyguların önce bedende ortaya çıkıp, daha sonra onları açıklamak için bir hikâye uydurduğumuz kafamızda algılandığını savunur. Walter Cannon ise duyguların önce kafamızda oluşup daha sonra bedenimize doğru süzüldüklerini ileri sürer.

Candace Pert’e göre bu teorilerin hiçbiri ve her ikisi de doğru. Ona göre duygu taşıyan moleküller sürekli olarak beden ve beyin arasında çift yönlü bir yolculuk halindeler. Bu moleküller, “peptid” denen kısa amino-asit zincirlerinden meydana geliyor.  Peptidler bedeninizde özgürce dolaşıp, beyninizde, midenizde, kaslarınızda, salgı bezlerinizde ve bütün organlarınızda hücrelerinize mesajlar gönderip duruyorlar. Peptid ulaştığı hücrenin yüzeyiyle iletişim kurarak, hücreye sinyaller yolluyor ve çeşitli reaksiyonların başlamasına neden oluyor. Düşünsenize öfke duygusundan sorumlu peptid hücre içinde kim bilir nasıl reaksiyonlara neden oluyordur? Peki ya neşe?

Duygu biyokimyasallarının bedene dağılmasından yola çıkarak Candace Pert, bastırılmış duyguların ve başa çıkılamayan travmaların bedenin belli bölgelerinde depolanabileceğini ileri sürüyor.  Daha da ötesi, bedenimizin bilinçaltı zihnimiz olduğunu belirtiyor. Her duygu için belli bir peptid mi salgılıyoruz? Belki. Pert böyle olduğuna inanıyor, ancak kitabında bunu kanıtlayana kadar önünde uzun bir yol olduğunu da belirtiyor ve ekliyor: “Peptidler orkestranın – bedeninizin – bir bütün halinde müzik yapabilmesini sağlayan notalardır. Ve ortaya çıkan müzik de sübjektif olarak deneyimlediğiniz duygulardır.”

Beden-zihin ilişkisinin anlaşılmasında bizi bir adım öteye götüren bu bilgiler bazı soruları da beraberinde getiriyor.  Duygular bedende hastalık veya iyileşme sağlayacak değişikliklere nasıl yol açabilir? Bedenimiz belli bir duygu molekülüne bağımlı hale gelebilir mi? Örneğin sürekli hayatını öfke içinde geçiren biri, bu bağımlılığı nedeniyle hayatında sürekli bu tür deneyimler yaratıyor olabilir mi?

Bilim dünyasındaki bu yeni açılım ve ortaya çıkan yeni sorular gerçekten heyecan verici. Öte yandan, asırlardır duyguların bastırıldığı ve ifade edilmediği bir dünyada yaşıyoruz.

Dr. Candace Pert Kimdir?

Johns Hopkins Üniversitesi’ndeki Farmakoloji doktorası sırasında beyinde morfinin etkisini göstermesini sağlayan reseptörü keşfeden, dünyaca tanınmış bir farmakologdur.  Kendisi Amerika’da Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü’nde (National Institute of Mental Health-NIMH) Beyin Biyokimyasalları bölümünün şefliğini yaptıktan sonra Georgetown Üniversitesi’nde Fizyoloji ve Biyofizik profesörlüğü yapmıştır. Şu anda ise RAPID Laboratuarlarının Bilimsel Direktörüdür.

Kaynakça: Bu makaledeki bilgiler Candace Pert’in “Molecules of Emotion” adlı kitabından derlenmiştir.

#kırlangıçakademi

#nlp

#hızlıokuma

#hafızateknikleri

#sibergüvenlik

#adlibilişim


Okuma Stratejilerinin Öğretilmemesi

  Okuma Stratejilerinin Öğretilmemesi Bu yazı, Çocuklar Okuduklarını Neden Anlamakta Zorlanıyor? başlıklı konunun devamıdır.  Okuma, sade...