MERMERDE GİZLENMİŞ HEYKEL
Giriş: David Eagleman Beyin Senin Hikayen isimli kitabından önemli bördüğüm bir kısmı ek kaynaklar ile destekleyerek sizlerle paylaşmak istedim. Kitabı da okumanızı tavs,ye ederim.
Genç beyinlerdeki esnekliğin sırrı nedir? Bunun yeni hücre oluşumuyla ilgili olduğu söylenemez; hatta çocuk ve yetişkinlerdeki beyin hücrelerinin sayısı aynıdır. İşin sırrı, bu hücrelerin birbirine nasıl bağlandığında yatar. Yeni doğan bir bebeğin nöronları birbirinden oldukça farklı ve bağlantısızdır. Yaşamın ilk iki yılında, aldıkları duyusal bilgilere bağlı olarak nöronlar birbirleriyle çok hızlı biçimde bağlantı kurmaya başlarlar; öyle ki, bebeğin beyninde saniyede yaklaşık iki milyon yeni bağlantı, yani sinaps oluşur. İki yılın sonunda bebekteki sinapsların sayısı yüz trilyonu aşarak, bir yetişkindeki sinaps sayısının iki katına ulaşır.
Beyin,
artık bir zirve noktasına ulaşmış ve ihtiyaç duyacağından çok daha fazla
bağlantı kurmuş durumdadır. Bu noktada, yeni bağlantıların oluşum süreci,
yerini nöral "budama" olarak bilinen bir başka stratejiye bırakacak,
yaş ilerledikçe sinapsların yüzde 50 kadarı yavaş yavaş budanıp ortadan
kalkacaktır. Peki, hangi sinapslar kalır, hangileri gider? Bir beyin devresinde
yerini alıp başarı gösteren bir sinaps güçlenirken, yararlı olmayan sinapslar
da zayıflayarak sonunda devre dışı bırakılır. Tıpkı bir ormandaki patikalarda
olduğu gibi, kullanmadığınız bağlantıları kaybedersiniz. Bu açıdan bakıldığında,
kim olduğunuzu belirleyen süreç, önceden var olan olasılıkların tek tek
elenmesiyle tanımlanır. Sizi siz yapan, beyninizde gelişen değil, beyninizde
yok edilen şeylerdir aslında.
Yenidoğan beyninde, nöronlar (sinir hücreleri) görece az sayıda bağlantı kurmuşlardır. İlk 2-3 yıl içinde dallanmalar, buna bağlı olarak da hücreler arasındaki bağlantılar giderek artar. Bundan sonra yavaş yavaş "budanan" bağlantılar, yetişkin beyninde sayıca azalır ve güçlenirler.
Çocukluğumuz
boyunca, içinde bulunduğumuz ortam beynimizi inceden inceye işler ve
olasılıklar bütününü maruz kaldığımız deneyime göre yeniden biçimlendirir.
Beynimiz böylece sayıca daha az, ancak daha güçlü bağlantılar oluşturur. Örnek
vermek gerekirse, bebekken çevrenizde konuşulan dil (diyelim ki İngilizce ya da
Japonca), o dile özgü sesleri işitme becerinizi geliştirirken, diğer dillere
özgü sesleri işitme becerinizi de olumsuz yönde etkiler. Sonuçta, Japonya'da
doğan bir bebek ile ABD'de doğan bir bebeğin her ikisi de iki dildeki bütün
seslere tepki verecek, ancak Japonya'da büyüyen bebek bir süre sonra, sözgelimi
R ve L harflerinin betimlediği sesleri ayırt etme becerisini kaybedecektir;
çünkü bu iki ses Japonca'da birbirinden ayrılmaz. Özetle, kendimizi içinde
bulduğumuz dünya tarafından biçimlendiriliriz.
ERGENLİKTE BEYNİN
YAPILANDIRILMASI
Çocukluğun
sonuyla ergenliğin başlangıcı arasındaki bir noktada, aşırı üretimin görüldüğü
ikinci bir dönem yaşanır. Bu dönemde prefrontal korteksten yeni hücre ve
bağlantıların (sinapsların) filizlenmesiyle, yapıya katılacak yeni sinirsel
yollar için zemin hazırlanmış olur. Bu bolluk dönemini, yaklaşık on yıl kadar
sürecek olan budama süreci izler: Ergenlik yılları boyunca zayıf bağlantılar
budanıp ortadan kalkarken güçlüleri de desteklenir. Budama sürecinin bir sonucu
da prefrontal korteks hacminin ergenlik dönemi boyunca yılda yaklaşık yüzde 1
oranında küçülmesidir. Bu yıllar içinde devrelerde ortaya çıkan yeni örüntüler,
bizi yetişkinliğe giden yolda edindiğimiz deneyimler için hazırlar.
Bu
büyük ölçekli değişimlerin yüksek düzeyde akıl yürütme ve dürtü kontrolünde rol
oynayan beyin alanlarında gerçekleşmesi nedeniyle, ergenlik derin bilişsel
değişimlerin de yaşandığı bir dönemdir. Dürtü kontrolünde önemli rol oynayan
"dorsolateral prefrontal korteks" en geç gelişen alanlardan biri
olup, yirmili yılların başına kadar yetişkinlerdeki düzeyine ulaşamaz.
Tamamlanmamış beyinsel olgunlaşma sürecinin olası sonuçlarını, nörobilimciler
işin ayrıntılarını ortaya dökmeden çok önce fark eden araba sigorta şirketleri,
genç sürücülerden daha fazla para talep etmektedirler. Benzer biçimde, durumun
uzun süredir farkında olan ceza hukuku sistemi de gençleri yetişkinlerden
farklı kurallar altında değerlendirmektedir.
ERGENLİK YILLARI
Yakın
zaman kadar beyin gelişiminin çocukluk döneminin sonunda büyük ölçüde
tamamlanmış olduğu düşünülmekteydi. Şimdi biliyoruz ki, insan beynindeki yapım
süreci yaklaşık yirmi beş yaşın sonuna kadar sürer ve her yaşta yeni nöral
ağlar kurulmaya devam eder.
Onlu
yaşlarda, beyin ağlarının geçtiği yeniden düzenlenme ve değişim süreci, görünen
kimliğimizi ciddi biçimde etkilemesi bakımından son derece önemlidir.
Vücudumuzun içinde dolanıp duran hormonlar bariz fiziksel değişimlere neden
olurken yavaş yavaş yetişkin görünümüne bürünürüz. Bu arada beyin de gözlerden
uzak köşesinde aynı derecede büyük değişimlerden geçmektedir. Bu değişimler
nasıl davrandığımızı ve dış dünyaya nasıl tepki verdiğimizi derinden etkiler.
Değişimlerden biri, yavaş yavaş belirmeye başlayan benlik ve ona paralel olarak
da özbilinçle ilgilidir.
Ergenlerde
beynin çalışmasıyla ilgili ipuçları yakalamak amacıyla basit bir deney
yapmıştık. Yüksek lisans öğrencim Ricky Savjani'nin de yardım ettiği deneyde,
gönüllülerden mağaza vitrinindeki bir tabureye oturmalarını istedik. Daha sonra
vitrinin perdesini aralayarak, dış dünyayı vitrinden seyreden katılımcıyı gelip
geçenlerin şaşkın bakışlarına maruz bıraktık. Gönüllüleri toplum karşısında bu
sıkıntılı duruma sokmadan önce, duygusal tepkilerini ölçebilmek için bazı
hazırlıklar yapmış ve galvanik deri tepkilerini (galvanic skin response - GSR)
ölçmek üzere her birine bir cihaz bağlamıştık. Galvanik deri tepkisi, kaygı düzeyini
anlamada yararlı bir göstergedir: Ter bezleriniz ne kadar salgı yaparsa, deri
iletkenliğiniz o kadar fazla olacaktır. (Bu, yalan makinesi, ya da poligraf
testinde de kullanılan tekniktir.)
Deney
katılımcıları hem ergenlik çağındaki gençlerden hem de yetişkinlerden
oluşmaktaydı. Yetişkinlerde, tam da bekleneceği gibi, yabancıların bakışları
karşısında stres tepkileri gözledik. Ancak aynı deneyim gençlerde toplumsal
duyguların aşırı düzeylere fırlamasına neden olmuştu: Kendilerini izleyen
yabancılar karşısında çok daha büyük kaygı belirtileri göstermiş, hatta kimi
titreme noktasına bile gelmişti.
Yetişkinlerle
ergenler arasındaki bu farkın nedeni neydi? Sorunun yanıtı, beynin "medial
prefrontal korteks" (mPFC) adı verilen bir bölgesinde yatar. Bu bölge,
kendinizi (benliğinizi) -özellikle de belirli bir durumun benliğiniz açısından
taşıdığı duygusal önemi- düşündüğünüzde etkinleşir. Harvard Üniversitesi'nden
Dr. Leah Somerville ve meslektaşlarının keşfettiği üzere, kişi çocukluktan
ergenliğe yol aldıkça, mPFC bölgesi sosyal durumlar karşısında etkinlik artışı
göstererek on beş yaş civarında da zirve noktasına ulaşır. Bu noktada, sosyal
durum ve yaşantılar büyük duygusal ağırlık taşıdığından, öz bilince dayalı
stres tepkileri çok yoğun olur. Bir başka deyişle, kişinin "kendisi"
hakkında düşünmesi, yani "öz değerlendirme" ergenlikte büyük öncelik
taşır. Yetişkin beyni ise aksine, ayakların yeni bir ayakkabıya alışması
misali, benlik duygusuna artık iyice aşina hale gelmiştir. Bu nedenle mağaza
vitrininde oturuyor olmak, bir yetişkini aynı ölçüde etkilemez.
Toplumsal
iğretilik ve duygusal yönden aşırı duyarlığın ötesinde, ergen beyni risk almaya
da ayarlanmıştır. İster hızlı araba sürme ister cinsel içerikli mesajlar
gönderme olsun, riskli davranışlar ergen beyni için, yetişkin beynine göre çok
daha cezbedicidir. Bu durum, büyük ölçüde ödül ve teşviklere nasıl yanıt
verdiğimizle ilişkilidir. Çocukluktan ergenliğe yol aldıkça, zevk arayışıyla
ilgili beyin bölgelerinin (ki, bunlardan biri de "akumbens çekirdeği"
dir) ödüller karşısında verdikleri tepkilerde artış görülür. Ergenlerde bu
çekirdekteki etkinlik düzeyi, yetişkinlerde olduğu kadar yüksektir. Ama asıl
önemlisi, ergenlerde "orbitofrontal korteks" adı verilen bölgedeki
etkinliğin de çocuklardakiyle hemen hemen aynı düzeyde olmasıdır. Olgun bir
zevk arayışı sistemi ile olgunlaşmamış bir orbitofrontal korteksin eşleşmesi
ise, ergenlerin duygusal bakımdan aşırı duyarlı olmakla kalmayıp, duygularını
dizginlemek konusunda da yetişkinler kadar başarılı olamadıkları anlamına
gelir.
Ek
Bilgi: OFC'nin bir diğer rolünün, davranışı yönlendirmek için
kullanılan başkalarının tepkisine dair bir beklenti yaratmak olduğu öne
sürülmüştür ( Blair ve Cipolotti, 2000 ). OFC ayrıca, kumar oynarken
para kazanma veya kaybetme, tercihlerin temsili veya başkalarını yatıştırıcı
etkileşimlerde kullanma gibi ödül veya ceza değerinin büyüklüğünün
hesaplanmasında da yer alır (Kaynak: https://www.sciencedirect.com/topics/psychology/orbitofrontal-cortex).
Bunun
da ötesinde, Somerville ve ekibi akran baskı-, sının ergen davranışlarında
neden zorlayıcı etki gösterdiği konusunda bir fikir ileri sürmüşlerdir:
Toplumsal duruşla ilgili düşüncelerde devreye giren beyin alanları (mPFC gibi),
güdüleri eyleme dönüştüren diğer beyin alanlarıyla ( "striatum"
bölgesi ve oluşturduğu bağlantı ağları) daha güçlü bir ilişki halindedirler. Bu
durum, ekibe göre ergenlerin, arkadaşlarının yanında risk al-. maya daha
eğilimli hale gelmelerinin nedeni olabilir.
Onlu
yaşlarımızda dünyayı algılayış biçimimiz, programına tam tamına uyan değişim
halindeki bir beynin ürünüdür. Bu değişimler bizi daha özbilinçli, risk almaya
daha eğilimli ve akranlarımızca güdülenmeye daha yatkın hale getirir. Bu
noktada, çileden çıkmış anne babalar için önemli bir mesaj var: Ergenlik
çağında nasıl biri olduğumuz, basitçe bir seçim ya da tavrın değil, yoğun ve
kaçınılmaz bir beyinsel değişim döneminin sonucudur.







